Abdullah Çetin
Abdullah Çetin

"Evrene, insana, kuruma ve doğaya bütünsel bakış"

sadece yaşamın öğrencisi...

İklim Değişikliğiyle Mücadelede Bireysel Adımlar

8 Haziran 2026

👁️ 0 görüntülenme
İklim değişikliğiyle mücadelede bireysel adımlar

Bir ilişkiyi koparmak ne kadar sürer? Bir an. Bir telefonu kapatmak kadar. Bir yüzü arkana dönmek kadar. Bir daha aramamak kadar.

Toprakla ilişkimiz de öyle koptu. Suyla, havayla, rüzgârla, tohum saçan kuşla, toprağı havalandıran solucanla, çiçekten çiçeğe uçan arıyla... Bir an içinde. Farkına varmadan. "Acelesi yok" diyerek. "Nasılsa oluyor" diyerek.

Oysa o ilişkiyi kurmak binlerce yıl sürmüştü. İnsan, buğdayı toprakla buluşturmayı öğreneli belki on bin yıl olmuştur. Ateşi yakmayı, suyu kanalize etmeyi, rüzgârı yelkenine doldurmayı... Her bir adım, nesiller boyu süren bir deneme, bir yanılma, bir öğrenme süreciydi. Tam da bu yüzden "medeniyet" dediğimiz şey, aslında bir ilişkiler ağından başka bir şey değildir: toprakla, suyla, diğer canlılarla, gelecekle kurulan bağların toplamı.

Ve şimdi, aynı medeniyet, o bağları birer birer koparıyor.

Dünyanın sahibi değiliz, dünya bize emanet.

Emanet kelimesini duyunca ne anlıyoruz? Çoğumuz "sorumluluk" der. O da doğru. Ama önce gelen bir şey var: güven. Bir şeyi emanet alabilmek için önce ona layık görülmek gerekir. Bize bu toprakları, bu suları, bu havayı emanet eden kim? Kendi atalarımız mı, başka bir güç mü, yoksa yaşamın kendisi mi? Bu sorunun cevabı kadar, soruyu sormanın kendisi bile önemli. Çünkü soruyu sormak, ilişkiyi yeniden kurmanın ilk adımıdır.

"Sahiplenmek" ile "emanete sahip çıkmak" aynı şey değil. Sahiplenen, "benim" der. Emanete sahip çıkan ise "bende" der. Sahiplenen, dilediği gibi kullanır, tüketir, dönüştürür. Emanete sahip çıkan ise bir gün geri vereceğini bilir, ona göre davranır, özen gösterir, kirletmez, tüketmez, bozmaz. Sahiplenen, mirasçısına bir mülk bırakır. Emanete sahip çıkan, bir sonrakine bir yaşam alanı devreder.

Bugün iklim krizi dediğimiz şey, aslında bu bilincin kaybının adıdır. Okyanuslar ısınıyor çünkü onları ısıtan bir şey var ve biz "bir şey"in ne olduğunu biliyoruz. Ormanlar yanıyor çünkü onları yakan bir şey var ve çoğu zaman o "bir şey" biziz. Ama asıl mesele şu: biz bunları yaparken "benim dünyam" diye yapıyoruz. Oysa dünya "bizim" değil ki.

Peki neden böyle oldu? Nerede kaybettik bu emanet bilincini?

2000'li yılların başında uluslararası arenada görülen haberlere ve yazılara dayanarak görünen o ki petrol şirketlerinin, "karbon ayak izi" kavramını piyasaya sürdüğü anlaşılmaktadır Ve bu reklamcılık tarihinin en parlak hamlelerinden biriydi. Dikkatinizi çekerim: "karbon ayak izi" kavramı iklim bilimciler tarafından değil, bir halkla ilişkiler firması tarafından icat edildi. Eleştirmenlere göre amaç ne mi? Suçu bireylere atmak... "Fabrikalar mı karbon salıyor? Hayır, senin araban salıyor. Senin uçağın salıyor. Senin yediğin et salıyor." Ve böylece, küresel emisyonların aslan payından sorumlu olan şirketler, kendilerini aklayıp suçu bizim omuzlarımıza yükledi.

Bireyselleştirme tuzağı dediğim şey budur. Dikkatimiz, temel sorundan uzaklaştırılır. Tüm enerjimiz, LED lamba takmaya, duş süremizi kısaltmaya, bez çanta taşımaya harcanırken, termik santraller aynı hızla kömür yakmaya devam eder. Ve sonra bir bakarsınız, yaptığınız tüm tasarruflar, bir saatlik bir uçak yolculuğuyla sıfırlanmıştır.

Peki bu, bireysel adımların anlamsız olduğu anlamına mı geliyor? Hayır. Tam tersine.

İlişkiyi yeniden kurmak istiyorsak, önce kopmanın nasıl olduğunu anlamalıyız. Bireyselleştirme tuzağı, emeğimizi değersizleştirmek ve motivasyonumuzu kırmak için kurulmuş bir tuzaktır. Ve bu tuzağın en etkili panzehiri, bireysel eylemi anlamlı bir yere oturtmaktır. O anlamlı yer ise şudur: Hiçbir bireysel eylem tek başına yeterli değildir; ama sistemik değişimi mümkün kılacak kolektif baskının her bir birimidir.

Değişim, evlerimizde başlayan ama orada bitmeyen bir harekettir. Bir LED lamba takmak değil mesele. Mesele, o lambayı takarken ne hissettiğimiz. Mesele, "ben bir şey yapıyorum" duygusunun verdiği güçle, ertesi gün komşumuza da anlatmak, okulda öğrencilerimize göstermek, belediyemize baskı yapmak, oyumuzu ona göre kullanmak, tüketim tercihlerimizi sorgulamaktır.

İklim kaygısı denen şey de tam burada devreye giriyor. Evet, kaygı. Resmi görmek, felç edici olabilir. "Ne yapsam boş" hissi, en büyük düşmanımızdır. Ama araştırmalar gösteriyor ki, iklim endişesi ile sürdürülebilir tüketim arasında güçlü bir ilişki var. Endişelenen insan, "bir şeyler yapmalıyım" diyen insandır. Önemli olan, bu enerjiyi doğru yere kanalize etmek.

Mükemmel olmak zorunda değiliz. Bu, belki de en önemli cümle. Bir gün et yemediniz, ertesi gün yediniz. Sorun değil. Bir gün arabanızı kullanmadınız, ertesi gün kullandınız. Sorun değil. Mesele, 365 günün 365'inde kusursuz olmak değil. Mesele, 365 günün çoğunda farkında olmak, niyetli olmak, çaba göstermek. Kusursuzluk değil, süreklilik ve farkındalık önemlidir.

Yaşam ağına geri dönmek deyince ne anlıyorum?

Toroslar'da gezerdim eskiden. Hâlâ gezerim. Ama son on yılda gördüğüm değişim içimi acıtıyor. Bazı endemik bitkilerin yaşadığı nemli habitatlar küçülüyor. Mevsimlik kaynaklar artık ekim ayına kadar akmıyor, temmuzda kesiliyor. Orman sınırları sessizce yukarılara kaçıyor. Her seferinde aynı şeyi düşünüyorum: bu bitki burada ne arıyor? Bu su nereye gitti? Bu orman neyi anlatıyor?

Her şey birbirine bağlı. Toprak, su, bitki, böcek, kelebek, kuş, rüzgâr, yağmur, bulut, güneş, biz. Bir ağ. Ve bu ağda her düğümün bir işlevi var. Arı polen taşır, çiçek açar, tohum oluşur. Kurt, geyik popülasyonunu dengeler, otlaklar aşırı otlatılmaz, toprak erozyonu önlenir. Solucan toprağı havalandırır, su nüfuz eder, bitki kök salar. Her türün, her canlının bir görevi var. Bir tür kaybolduğunda, ona bağlı diğer türler de zayıflar. Bir düğüm koptuğunda, ağın tamamı sarsılır.

Biz bu ağın neresindeyiz? Maalesef, çoğu zaman ağın dışında ve üstünde. Kendimizi "doğanın sahibi" sandık. Ama sahibi değiliz. Bu ağın içinde doğduk, bu ağın içinde yaşıyoruz, bu ağın içinde öleceğiz. Ve bu ağ olmadan bir hiçiz. Bireysel adımlar, işte tam da bu bilinci yeniden inşa etme çabasıdır. Amaç, ait olduğumuz ağa geri dönmek.

Ama yetmiyor. Bunu da söylemek zorundayım.

Bireysel adımlar, tek başına, dev bir termik santralin bastığı karbonu dengelemez. Uçakla yapılan bir saatlik yolculuk, bir yıllık evsel tasarrufu sıfırlayabilir. Bu rakamları vermek istemiyorum çünkü mesele rakam değil. Ama gerçek şu: bireysel eylemler yeterli değildir. Ve bu, onları anlamsız kılmaz. Tam tersine, onları daha anlamlı kılar.

Çünkü bireysel eylemler, kolektif baskının temelidir. Tüketici tercihleri piyasa sinyali gönderir. Piyasa sinyalleri, şirketlerin yatırım kararlarını etkiler. Yatırım kararları, politikaları değiştirecek ekonomik baskıyı yaratır. Ve sonunda, o dev termik santraller, talebi kalmadığı için kapanmak zorunda kalır. Bu bir zincirdir. Ve zincirin ilk halkası, biziz.

O yüzden: Yerel seçimlerde, belediyenizin iklim politikalarını sorgulayın. Toplu taşıma yatırımı var mı? Bisiklet yolları yeterli mi? Yenilenebilir enerjiye geçiş için bir planı var mı? Atık yönetimini nasıl yapıyor? Sorun. Genel seçimlerde, iklim krizini önceleyen adayları destekleyin. Sokağınızın ağaçlandırılması, sel riskinin azaltılması, su tasarrufu teşvikleri — bunların hepsi sizin oyunuzla, sesinizle, baskınızla olur.

Tüketim tercihlerinizde sorgulayıcı olun. Aldığınız ürün nerede üretilmiş? Hangi koşullarda? Ne kadar yol gitmiş? Ambalajı geri dönüştürülebilir mi? Bunları sormak, yanıtını bilmekten daha önemlidir. Çünkü sormak, farkında olduğunuzu gösterir.

Ve konuşun. İklim krizini sofraların, kahve aralarının, okul toplantılarının gündemine taşıyın. Sessiz kalmak, değişime en büyük engeldir. Sessiz kalan bir birey, sessiz kalan bir topluluk, sessiz kalan bir seçmen, sessiz kalan bir tüketici — bunların hiçbiri değişim yaratamaz. Ama konuşan, soran, sorgulayan, talep eden, eyleyen — işte o, zincirin ilk halkasını oluşturur.

Öyleyse şimdi ne yapacağız? Bu yazıyı okuyup da "işte yapılacaklar listesi" beklemeyin. Öyle bir liste vermeyeceğim. Çünkü liste vermek, "şunu yap bunu yap" demek, sizi yine bireyselleştirme tuzağının içine çeker. Benim size vereceğim şey, bir liste değil, bir bakış açısı.

Şu sorularla başlayın:

  • Ben bu topraklarla, bu suyla, bu havayla nasıl bir ilişki içindeyim?
  • Bu ilişkiyi nasıl kuruyorum, nasıl sürdürüyorum, nasıl koparıyorum?
  • Dünyanın sahibi olmadığımı, bize emanet olduğunu ne zaman hatırlıyorum?
  • Benden sonrakilere nasıl bir dünya bırakmak istiyorum?

Bu soruların cevabını bulduğunuzda, "yapılacaklar" zaten kendiliğinden çıkacak ortaya. Önemli olan, yapılan eylem değil, o eylemin ardındaki bilinçtir.

Bir tohumu toprağa ekmek düşünün. O tohumun filizleneceğinden emin değilsiniz. Hava çok sıcak olabilir, çok soğuk olabilir. Yağmur yağmayabilir. Bir kuş gelip tohumu yiyebilir. Ama yine de ekiyorsunuz. Neden? Çünkü ekme eylemi, bir iyimserlik eylemidir. Bir umut eylemidir. Bir inanç eylemidir. "İlişki devam ediyor" eylemidir.

İklim kriziyle mücadele de böyledir. Belki yaptıklarımız yetmeyecek. Belki çok geç kalacağız. Belki o 1,5°C eşiğini çoktan aştık bile. Ama yine de yapıyoruz. Çünkü yapmak, pes etmemektir. Yapmak, "ben buradayım, ben bu işin parçasıyım" demektir. Yapmak, ait olduğumuz ağa "seni görüyorum, seni duyuyorum, senin için çabalıyorum" demektir.

Dünyanın sahibi değiliz, dünya bize emanet. Bu emaneti sahiplenmek için değil, korumak için aldık. Sahiplenen "benimdir" der, dilediği gibi kullanır. Emanete sahip çıkan ise "bendedir" der, özen gösterir, kirletmez, tüketmez, bir gün geri vereceğini bilir.

Biz buradayız. Bu topraklarda, bu sularda, bu havada. Biz bu ağın içinde doğduk, bu ağın içinde yaşıyoruz, bu ağın içinde öleceğiz. Ve bu ağ olmadan bir hiçiz.

Ait olduğumuzu hissetmek, her şeyin başlangıcıdır. Gerisi, zaten kendiliğinden gelir.

Abdullah Çetin
→ Hakkımda

Uzman Biyolog, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Lideri

Abdullah Çetin
Abdullah Çetin Uzman Biyolog · İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Lideri

Botanik, ekoloji ve sürdürülebilirlik alanlarında araştırmacı ve danışman. Antalya merkezli çalışmalarıyla doğa, bilim ve iklim adaletini buluşturuyor.

Hakkımda →

Bu yazıyı paylaş:

📚 Diğer kategorilerdeki yazıları da okuyabilirsiniz:

📚 Eğitim 🌿 Doğa 🌍 İklim 🧠 Koçluk
← İklim & Çevre Kategorisine Dön
📩 E-posta Bülteni:

Blog yazılarından, yeni hizmetlerden haberdar olun.