Abdullah Çetin
Abdullah Çetin

"Evrene, insana, kuruma ve doğaya bütünsel bakış"

sadece yaşamın öğrencisi...

Trabzon'un Endemik Bitkileri

20 Mayıs 2026

👁️ 0 görüntülenme
Trabzon Zigana Dağları ve endemik bitkiler

Doğu Karadeniz'in en yeşil köşelerinden birinde, Zigana Dağları'nın sisli zirvelerinden Karadeniz'in mavi sularına uzanan Trabzon, yalnızca kemençesiyle, horonuyla, hamsisiyle değil; kendine özgü bitkileriyle de Anadolu'nun en özel coğrafyalarından biridir. Uzungöl'ün kıyılarında açan çiçekler, Maçka'nın Altındere Vadisi'nde kayaların arasında hayata tutunan endemikler, Çaykara'nın yaylalarında rüzgarla dans eden çançiçekleri... Trabzon, her adımda farklı bir sürpriz sunar.

Türkiye, yaklaşık 12 bin bitki taksonuyla Avrupa kıtasını geride bırakır. Bu bitkilerin yaklaşık 4.400'ü endemiktir. Yani dünyada başka hiçbir yerde yetişmez. Ve bu endemik zenginliğin en yoğun olduğu illerden biri de Trabzon'dur. Yapılan bilimsel çalışmalarda, Trabzon sınırları içinde 80 endemik bitki taksonu tespit edilmiştir . Daha geniş bir değerlendirmede, çevre illerde de yayılış gösteren türlerle birlikte bu sayı 138'e ulaşır .

Zigana Dağları, bu zenginliğin kalbidir. Sisli yamaçlar, nemli çayırlar, kalkerli kayalıklar... Her biri farklı bir endemizmin beşiğidir. Bu yazıda, Trabzon'un bu gizli kalmış hazinelerinden 12'sini, her birinin kendi dilinden, kendi hikâyesinden dinleyeceğiz.

Bir İlin Floristik Kimliği

Trabzon, Karadeniz Bölgesi'nin doğusunda, Avrupa-Sibirya fitocoğrafik bölgesinin Öksin (Karadeniz) alt bölgesinde yer alır. Zigana Dağları, Maçka, Çaykara, Uzungöl ve Altındere Vadisi, ilin en önemli bitki alanlarıdır. Bu coğrafya, yüksek yağışı ve nemli iklimiyle kendine özgü bir floraya sahiptir.

İl sınırları içinde 80 endemik takson tespit edilmiştir . Daha geniş bir değerlendirmede, Trabzon dışındaki illerde de yayılış gösteren türlerle birlikte bu sayı 138'e ulaşır . Zigana Dağları, ilin en önemli endemik merkezidir. Bu dağlarda yapılan araştırmalarda birçok endemik takson belirlenmiştir.

Bu zenginliğin sırrı, aslında Trabzon'u Trabzon yapan o dik coğrafyada saklıdır. Kıyıdan başlayıp birkaç on kilometre içeride 3000 metreye yaklaşan bu yükselti farkı, neredeyse her birkaç yüz metrede bir ayrı bir iklimi, ayrı bir bitki topluluğunu sahaya sürer: aşağıda fındık bahçeleri ve nemli orman katları, ortalarda sisin neredeyse hiç dağılmadığı ladin-köknar kuşağı, en yukarıda ise rüzgârın taş gibi sertleştirdiği alpin çayırlar. Karadeniz'den gelen nemli hava, bu dağ sırtlarına çarpıp tırmandıkça yağışını bırakır; sonuç, dünyanın başka hiçbir yerinde aynı şekilde tekrarlanmayan, dar vadilere ve zirvelere sıkışmış küçük yaşam adacıklarıdır. Endemik türlerin bu kadar küçük alanlara sığmış olması bir tesadüf değil, tam da bu coğrafyanın doğal bir sonucudur.

Trabzon'un Endemik Hazineleri

Campanula betulifolia K.Koch – Çıngırakotu

Familya: Çançiçeğigiller (Campanulaceae)

Zigana Dağları'nın sisli yamaçlarında, rüzgârın ıslık çaldığı, bulutların bazen ayaklarınızın altında olduğu bir yükseklikte açar. Mor çanları, sanki size "dur, dinle" der gibidir. Adını taşıdığı "çıngırak" işte bu çanlardan gelir. betulifolia ise Latince "huş yapraklı" anlamındadır; yaprakları gerçekten de huş ağacının yapraklarına benzer. Karl Koch, 1850'de Kafkasya'dan getirdiği örneklerle onu bilim dünyasına tanıttığında, aslında Zigana'nın bir sırrını da aralamış oldu .

10-25 cm boylanır, yaprakları kalın, koyu yeşil ve parlaktır. Çiçekleri beyaz veya soluk pembe, çan şeklinde, 3 cm'ye kadar uzayabilir. Volkanik kaya yarıklarında, kalkerli kayalıklarda, 250 metre ile 2280 metre arasında yaşar. O kadar geniş bir yelpazede bulunur ki, Zigana'nın eteklerinden zirvelerine kadar onu görmek mümkündür. İngiltere Kraliyet Bahçıvanlık Cemiyeti, 1993'te ona Bahçe Ödülü'nü vermiştir. Ama onun asıl yeri, bir bahçe değil, Zigana'nın o çorak, sert, rüzgârlı yamaçlarıdır. Çıngırakotu, adını taşıdığı çanlarla, Zigana'nın sisli yamaçlarında sessizce çalınan bir türküdür. Onu duymak için eğilip dinlemek gerekir.

Campanula troegerae Damboldt – Troeger Çanı

Familya: Çançiçeğigiller (Campanulaceae)

Bu çançiçeğinin hikâyesi, onu ilk kez toplayan botanikçi Troeger'in adıyla başlar. Kim bilir, belki de bir yaz sabahı Zigana'nın yamaçlarında gezerken bu mor çanları görmüş, eğilmiş, bakmış ve "bu başka" demiş. Adını taşıdığı kişi gibi, o da sessizdir, iddiasızdır. Campanula betulifolia ile çok yakın akrabadır, hatta ilk bakışta birbirine benzetilir. Ama onun yaprakları daha ince, çiçekleri daha soluk pembedir .

Zigana'nın zirveye yakın noktalarında, kalkerli kayalıklarda, rüzgârın en sert estiği yerlerde açar. Mor çanları sallanırken sanki geçmişten gelen bir haber taşır. EN (Tehlikede) kategorisindedir . Bugün sadece birkaç lokaliteden bilinir. Belki de en dar yayılışlı çançiçeklerinden biridir. Onu görmek için Zigana'nın zirvelerine tırmanmak, rüzgâra aldırmamak, belki de onu gören son insanlardan biri olmayı göze almak gerekir. Troeger'in adı, bu mor çanlarda yaşamaya devam ediyor. Ama ne kadar daha yaşayacak, bilinmez.

Senecio trapezuntinus Boiss. – Trabzon Kanaryaotu

Familya: Papatyagiller (Asteraceae)

Adını Trabzon'dan alır. trapezuntinus, Latince "Trabzon'a ait" demektir. Onu ilk kez gören Pierre Edmond Boissier, 1875 yılında Flora Orientalis'te tanımladığında, bu sarı çiçekli bitkinin sadece bu topraklara ait olduğunu fark etmişti . Trabzon'un yüksek kesimlerinde, kayalık yamaçlarda, nemli çayırlarda açar. Sarı çiçekleri, dağın gri yüzüne inat bir güneş ışığı gibidir. Halk arasında "kanaryaotu" denmesi de bu sarılığındandır .

Papatyagiller ailesinin bu sarı üyesi, 20-40 cm boylanır. Yaprakları ince parçalı, tüylü, grimsi yeşildir. Yaz ortasında açar, temmuzdan ağustosa kadar. Kışın karlar altında uzun süre kalır, yazın kısa bir sürede çiçeklenip tohumlarını olgunlaştırmak zorundadır. Adını taşıdığı kent gibi, o da bu topraklara sıkı sıkıya bağlıdır. Onu görmek için Trabzon'un yaylalarına çıkmak, nemli rüzgârın yüzünüze vurmasına izin vermek gerekir. Sarı fenerleri gördüğünüzde durun, izleyin. Belki de içiniz bir parça aydınlanır.

Onosma trapezunteum Boiss. & Sint. – Trabzon Emzikotu

Familya: Hodangiller (Boraginaceae)

Adını Trabzon'dan alır. trapezunteum, "Trabzon'a ait" demektir. Josef Franz Freyn ve Paul Sintenis, 1895 yılında tanımladıklarında, bu bitkinin sadece bu topraklarda yetiştiğini belirtmişlerdi . Trabzon'un kayalık yamaçlarında, step alanlarında, güneşin altında boy gösterir. Sarı çiçekleri, kayaların arasında bir güneş ışığı gibi parlar. Halk arasında "emzikotu" denmesi, çiçeklerinin boru şeklinde, emziğe benzemesindendir .

Hodangiller ailesinin bu dikenli üyesi, 20-40 cm boylanır. Gövdesi sert tüylerle kaplıdır, dokunulduğunda batar. Yaprakları dar, mızrak şeklinde, grimsi yeşildir. Çiçekleri sarı, boru şeklinde, haziran-temmuz aylarında açar. Kuraklığa dayanıklıdır, güneşi sever, rüzgâra meydan okur. Onu görmek için eğilip bakmak, dikenlerine aldırmamak gerekir. Belki de onu fark eden son insanlardan biri olursunuz.

Verbascum varians var. trapezunticum (Murb.) Hub.-Mor. – Trabzon Sığırkuyruğu

Familya: Sığırkuyruğugiller (Scrophulariaceae)

Adını Trabzon'dan alır. trapezunticum, "Trabzon'a ait" demektir. İsminin başındaki "var." ifadesi, bu türün bir varyetesi (çeşidi) olduğunu gösterir. Varians türünün Trabzon'a özgü bir formudur . Kentin yüksek kesimlerinde, yol kenarlarında, kayalık yamaçlarda boy gösterir. Sarı çiçekleri, yaz ortasında dağın gri yüzünü altın rengine boyar. "Sığırkuyruğu" denmesi, çiçeklerinin bir sığır kuyruğunu andıran formundandır .

Sığırkuyruğugiller ailesinin bu gösterişli üyesi, 50-100 cm boylanır, iki yıllık bir bitkidir. İlk yılını toprak seviyesinde geniş, gri-yeşil ve yoğun tüylü yapraklarını bir rozet gibi açarak geçirir. İkinci yılında gökyüzüne doğru dik bir çiçek ekseni yükseltir. Yaz ortasında açan altın sarısı çiçekleri, Zigana'nın yeşil yamaçlarında birer fener gibi parıldar. Onu görmek için yazın tam ortasını beklemek, dağın zirvesine tırmanmak, güneşin altında yürümek gerekir. Yapraklarını kaplayan kadifemsi tüyler, onu soğuktan ve kuraklıktan koruyan bir zırhtır. "Varyans" (değişken) adını haklı çıkarırcasına, her bir popülasyonu biraz farklıdır. Ama hepsi de Trabzon'un yaylalarında, aynı altın sarısıyla parlar.

Cyclamen parviflorum Pobed. – Küçük Siklamen

Familya: Çuhaçiçeğigiller (Primulaceae)

Trabzon'un yaylalarında, orman altlarında, nemli kayalık yamaçlarda yetişir. Küçük pembe çiçekleri, kar altından uyanır. Onun için "küçük siklamen" denir; parviflorum, Latince "küçük çiçekli" demektir . Ama küçük olması, onun değersiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, belki de en değerlilerden biridir. Soğanlı bir bitkidir, yaprakları kalp şeklindedir. Kış sonunda, şubat-mart aylarında, daha karlar tam erimeden çiçek açar.

Pembe taç yaprakları geriye kıvrılmıştır; sanki rüzgâra teslim olmuş gibi. Ormanın altındaki nemli kayalıklarda, dere kenarlarında, gölgeli yamaçlarda yaşar. Onu görmek için kış sonunu beklemek, toprağın uyandığı anı yakalamak, ayak seslerinizi dikkatle atmak gerekir. Belki de bir siklameni fark etmeden ezersiniz. Ama eğilip bakarsanız, içinde baharın müjdesini taşıdığını görürsünüz. "Cyclamen" adı, Yunanca "kyklos" (daire) kelimesinden gelir; yumru soğanının yuvarlak şekline işarettir. Ama Küçük Siklamen'in yumrusu, gerçekten de küçücüktür; tıpkı kendisi gibi. Belki de bu küçüklük, onun hayatta kalma stratejisidir. Toprağın derinliklerine saklanır, kışı geçirir, baharla birlikte yeniden doğar.

Betula browiczana Güner – Browicz Huşu

Familya: Huşgiller (Betulaceae)

Adını, Polonyalı botanikçi Kazimierz Browicz'ten alır. Türkiye florasına büyük katkıları olan Browicz'in adı, Zigana Dağları'nda bir ağaçta yaşamaya devam ediyor . Betula browiczana, Zigana'nın yüksek kesimlerinde, 1500-2000 metreler arasında yetişir. Beyaz gövdeleri, dağın yeşili arasında bir ışık gibidir. Huş ağaçlarının en belirgin özelliği, beyaz kabuklarıdır. Bu kabuk, ince ince soyulur; sanki ağaç her yıl yeniden doğar.

Huşgiller ailesinin bu endemik üyesi, 10-15 metreye kadar boylanabilir. Gövdesi beyaz, ince, zariftir. Yaprakları küçük, yumurta şeklinde, kenarları dişlidir. Kışın yapraklarını döker, ilkbaharda yeniden yeşerir. Zigana'nın zirveye yakın noktalarında, kalkerli kayalıklarda, orman açıklıklarında yetişir. Rüzgârın estiği, sisin çöktüğü, bulutların ayaklarınıza değdiği bir yerde, sessizce gökyüzüne uzanır. Browicz, belki de bu ağacı gördüğünde, onun sadece bir ağaç olmadığını, Zigana'nın bir parçası olduğunu fark etmişti. Onu görmek için Zigana'ya tırmanmak, sisin içinde yürümek, beyaz gövdeleri fark etmek gerekir. Bir huş ağacının sessizliğinde, dağın kaç bin yıllık olduğunu duyabilirsiniz.

Lilium ciliatum P.H.Davis – Kirpikli Zambak

Familya: Zambakgiller (Liliaceae)

Adını, yapraklarının kenarındaki kirpiksi tüylerden alır. ciliatum, Latince "kirpikli" demektir. Peter Hadland Davis, 1965 yılında Flora of Turkey'in ilk cildinde bu türü tanımladığında, onun ne kadar özel olduğunu fark etmişti . Zambakgillerin (Liliaceae) Lilium cinsi, toprak altında biriktirdiği soğanda bir sonraki yılın çiçeğini ve yapraklarını hazır bekletir; bu sayede yaz başının kısa bereketli döneminde, sanki yıllar öncesinden hazırlanmış bir planı uygular gibi hızla boy atıp açar. Sarı-turuncu, geriye kıvrık taç yaprakları, uzaktan gelen büyük kelebekleri ve arıları davet eden birer işaret feneri gibidir. Trabzon'un yüksek kesimlerinde, orman açıklıklarında, nemli çayırlarda açar; onu görmek için yaz ortasını, sisin biraz aralandığı bir öğleden sonrayı beklemek gerekir.

Zambakgiller ailesinin bu gösterişli üyesi, 50-100 cm boylanır. Çiçekleri sarı-turuncu, üzeri koyu benekli, yaz ortasında açar. Taç yaprakları geriye kıvrılmıştır; sanki bir türkü söyler gibi. Yapraklarının kenarındaki kirpiksi tüyler, ona adını veren özelliktir. Nemli çayırları, orman açıklıklarını, dere kenarlarını sever. "Lilium" adı, Latince "zambak" demektir; antik çağlardan beri saflığın ve zarafetin simgesidir. Kirpikli Zambak, bu zarafetin en güzel örneklerinden biridir. Onu görmek için yazın tam ortasını beklemek, dağın yeşil çayırlarında yürümek, güneşin altında parlayan sarı-turuncu fenerleri aramak gerekir. Bulduğunuzda, durun, izleyin. Belki de içiniz bir parça aydınlanır.

Alchemilla trabzonica Menemen & Hamzaoğlu – Trabzon Fındık Otu

Familya: Gülgiller (Rosaceae)

Adını Trabzon'dan alır. trabzonica, "Trabzon'a ait" demektir. Zigana Dağları'nın yüksek kesimlerinde, nemli çayırlarda yetişir. Küçük sarı çiçekleri, fark edilmesi zordur. Fındık yapraklarını andıran yapraklarıyla, adını bu benzerlikten alır. Halk arasında "fındık otu" denmesi bu yüzdendir . Alchemilla cinsi, adını simyadan (alchemy) alır; çünkü bu bitkilerin üzerinde sabah çiyi damlaları toplanır ve bu damlaların simyacılar tarafından kullanıldığına inanılırdı.

Gülgiller ailesinin bu mütevazı üyesi, 10-20 cm boylanır. Yaprakları yuvarlak, loblu, kenarları dişlidir, fındık yaprağını andırır. Çiçekleri küçük, sarı-yeşil, gösterişsizdir. Yaz ortasında açar, temmuz-ağustos aylarında. Nemli çayırları, dere kenarlarını, dağ yamaçlarını sever. O kadar gösterişsizdir ki, fark etmeden geçip gidebilirsiniz. Ama o, orada, binlerce yıldır aynı toprağa tutunmuş, sessizce bekler. Onu görmek için eğilmek, yaklaşmak, belki de toprağa dokunmak gerekir. Sabahın erken saatlerinde, Zigana'nın zirvesinde yürürseniz, yapraklarının üzerinde parlayan çiy damlalarını görebilirsiniz. Sanki dağ, bir simyacının laboratuvarına dönüşür.

Alchemilla ziganadagensis Kalheber – Zigana Fındık Otu

Familya: Gülgiller (Rosaceae)

Adını Zigana Dağı'ndan alır. ziganadagensis, "Zigana Dağı'na ait" demektir. Zigana'nın zirveye yakın noktalarında, nemli çayırlarda yetişir. Küçük sarı çiçekleri, dağın gri yüzüne inat birer ışık gibi parlar. Fındık yapraklarını andıran yapraklarıyla, Zigana'nın eteklerinde sessizce açar .

Gülgiller ailesinin bu mütevazı üyesi, 10-20 cm boylanır. Yaprakları yuvarlak, loblu, kenarları dişlidir. Çiçekleri küçük, sarı-yeşil, gösterişsizdir. Yaz ortasında açar, temmuz-ağustos aylarında. Zigana'nın zirvesindeki nemli çayırlarda, dere kenarlarında, kayalık yamaçlarda yetişir. Onu görmek için Zigana'nın zirvesine tırmanmak, bulutların altında yürümek, ayaklarınızın altındaki küçük sarı çiçekleri fark etmek gerekir. Belki de onu fark eden son insanlardan biri olursunuz. Alchemilla türleri, üzerlerinde biriken çiy damlalarıyla ünlüdür; sabahın erken saatlerinde Zigana'nın zirvesinde yürürseniz, yapraklarının üzerinde parlayan damlaları görebilirsiniz. Sanki dağ, bir simyacının laboratuvarına dönüşür. Trabzon Fındık Otu'ndan farkı, yapraklarının biraz daha küçük ve tüylü olmasıdır. Ama ikisi de, Zigana'nın nemli çayırlarında, birbirine karışmış halde yaşar. Onları ayırt etmek için eğilip yakından bakmak gerekir. Tıpkı birbirine karışmış iki kardeş gibi.

Sempervivum furseorum Karaer – Furse Evyaprağı

Familya: Damkoruğugiller (Crassulaceae)

Adını, İngiliz botanikçi Paul Furse'den alır. furseorum, "Furse'ye ait" demektir. Trabzon'un kayalık yamaçlarında, taşların arasında yetişir. Etli yaprakları rozet şeklinde açar, sarı çiçekleriyle yazın fark edilir. Halk arasında "evyaprağı" denmesi, yapraklarının evlerin damlarında yetişen damkoruğuna benzemesindendir . Sempervivum, Latince "her zaman canlı" anlamına gelir; gerçekten de zor şartlarda bile yaşar.

Damkoruğugiller ailesinin bu dayanıklı üyesi, 5-15 cm boylanır. Yaprakları etli, kalın, rozet şeklinde dizilmiştir. Yaz ortasında açar, temmuz-ağustos aylarında. Çiçekleri sarı, yıldız şeklinde, bir sapın ucunda yükselir. Kayalık yamaçları, taşlık alanları, kalkerli kayaları sever. Kuraklığa dayanıklıdır, güneşi sever, suyu az sever. Onu görmek için kayaların arasında eğilip bakmak, rozet şeklindeki etli yaprakların arasında yükselen sarı yıldızları aramak gerekir. Sempervivum adını haklı çıkarır; en zor koşullarda bile hayata tutunur. Belki de ondan öğreneceğimiz çok şey vardır. Paul Furse, bu bitkiyi gördüğünde, belki de onun bu dayanıklılığına hayran kalmıştı. Onun adı, bu küçük rozetlerde yaşamaya devam ediyor.

Crocus aerius Herb. – Dağ Çiğdemi

Familya: Süsengiller (Iridaceae)

Trabzon'un yüksek kesimlerinde, sonbaharın ilk yağmurlarıyla birlikte toprak uyanır. Güneş hâlâ sıcaktır, ama geceler serinlemeye başlamıştır. İşte tam o mevsim dönümünde, bir sabah ansızın karşınıza çıkar. Mor çiçekleri, yazın kavurduğu toprağın üzerinde birer mücevher gibi parıldar. aerius, Latince "yüksek, yüce" anlamına gelir; dağların zirvelerine olan düşkünlüğünü ele verir. Halk arasında "dağ çiğdemi" denmesi de bu yüzdendir .

Süsengiller ailesinin bu sonbahar çiğdemi, 8-12 cm boylanır. Çiçekleri mor, leylak renginde, dışı koyu çizgili, eylül-ekim aylarında açar. Yaprakları ince, mızrak şeklinde, çiçekler açtıktan sonra uzar. Trabzon'un yüksek kesimlerinde, kalkerli yamaçlarda, çam ormanı açıklıklarında kendine yer bulur. Onu görmek için sonbaharı beklemek, dağın serinliğinde yürümek gerekir. Ayak seslerinize dikkat edin; belki de bir çiğdemi fark etmeden ezersiniz. Tıpkı diğer sonbahar çiğdemleri gibi, yaz boyunca toprağın altında sessizce bekler, güneşin yakıcı sıcağında hayatta kalmanın yolunu bulmuştur. Soğanı (korm), toprağın derinliklerine saklanır, yaz kuraklığına, yangına, zamana direnir. "Aerius", yükseklerde yaşayan demektir; adı gibi, Zigana'nın zirvelerinde, bulutların altında, rüzgârın ıslık çaldığı yerlerde açar. Onu görmek için dağın en yüksek noktasına tırmanmak, sonbaharın serin rüzgârında yürümek gerekir. Belki de bir çiğdemi gören son insanlardan biri olursunuz.

Tehditler: Zigana'nın Sisine Karışan Bir Çığlık

Trabzon'un yaylaları, son yıllarda betonlaştı. Her yeni otel, her yeni yol, bir endemik türün yaşam alanından bir parça daha koparıp alıyor. Uzungöl'ün kıyısında yükselen yapılar, Cyclamen parviflorum'un sessiz baharını susturuyor. Zigana'nın zirvelerine uzanan teleferik hatları, Campanula betulifolia'nın asırlık yamaçlarını delik deşik ediyor. Kimse farkında değil belki. Ama her inşaat gürültüsü, aslında bir çançiçeğinin çıngırağını biraz daha sessizleştiriyor.

Yaylalarda otlayan hayvanlar, zaten zor koşullarda yaşayan Alchemilla türlerinin genç sürgünlerini yerken, çobanların bu konuda bir suçu yok. Onlar hayvanlarını otlatmak zorunda. Ama bir dönüşümlü otlatma sistemi, bu kısır döngüyü kırabilir. Belki de bir Alchemilla'nın yaprağında biriken çiy damlası, sabah güneşiyle birlikte buharlaşıp giderken, bir koyunun ağzında kaybolup gitmesin diye.

Cyclamen parviflorum'un soğanları, bilinçsiz eller tarafından sökülüyor. Bir soğanın topraktan çıkarılması, yıllardır süren bir yaşam döngüsünün bir anda sona ermesi demek. Oysa o soğan, toprağın altında yıllarca bekler, doğru anı bulunca yeniden doğar. Ama onu söken el, bu döngüyü anlamaz. Bilgilendirme tam olmayınca, toplama bilinçsizce devam ediyor.

Betula browiczana, belki de en sessiz tehdidi yaşıyor. Bir ağacın kesilmesi, onlarca yıllık bir emeğin, bir ömrün yok olmasıdır. Beyaz gövdesi, Zigana'nın yeşilinde bir ışık gibi parıldarken, bir testerenin sesiyle birlikte bu ışık sönebilir. Ve bir daha asla yanmaz.

Tüm bunların üzerine, iklim değişikliği de ekleniyor. Zigana'nın zirvelerinde yaşayan Crocus aerius, sıcaklıklar arttıkça daha da yükseklere çekilmek zorunda kalacak. Ama daha yukarısı yok. Dağın zirvesi, onun için hem bir ev hem de bir sınırdır. İklim değişikliği bu sınırı aştığında, gidecek başka bir yeri kalmayacaktır. Mor çiçekleri, belki de son kez açacak, sonra sonsuza dek kaybolup gidecek.

Korumak: Zigana'nın Rüzgârına Karışan Bir Dilek

Trabzon'un endemik bitkilerini korumak, aslında çok basit bir şeyin altında yatar: Onları tanımak, onları anlamak, onlarla birlikte yaşamayı öğrenmek.

Zigana'da yürürken patikalardan ayrılmayın. Bir Campanula betulifolia'nın çıngırağını ezmek, Zigana'nın sesini biraz daha kısmaktır. Onun çanları, dağın kendine özgü bir dilidir. O dili bilen, dağın ne söylediğini anlar.

Uzungöl'ün kıyısında bir Cyclamen parviflorum gördüğünüzde, onu koparmayın, soğanını sökmeyin. Ona sadece bakın. Çünkü onun pembe çiçekleri, baharın müjdesidir. Onu koparırsanız, baharın bir parçasını da koparırsınız.

Gördüğünüz endemik bir türün yerini sosyal medyada paylaşmayın. İyi niyetle yapılan bir paylaşım, bir biyokaçakçıya adres tarif etmek olabilir. Betula browiczana'nın beyaz gövdesi, belki de bu yüzden yıllardır Zigana'da gizli kalmıştır. Kimse nerede olduğunu bilmesin, kimse el sürmesin diye.

Yaylalarda otlatma yapan çobanlarla konuşun. Onlara bu bitkilerin sadece bu dağlarda olduğunu anlatın. Belki de anlarlar, belki de anlamazlar. Ama anlatmaya değer. Çünkü bir gün, bir çoban, bir Alchemilla'nın yaprağındaki çiy damlasını görüp "ne güzel" diyebilir. Ve belki de o gün, koruma bilinci başlar.

Yetkililer, Zigana'nın zirvelerini imara açmaktan vazgeçsin. Bir yolun, bir otelin, bir teleferik hattının getirisi, bir endemik türün yok oluşunun verdiği kaybın yanında hiç kalır. Campanula troegerae, sadece birkaç lokaliteden bilinir. Onun yaşam alanına bir yol yapılırsa, belki de bir daha asla göremeyiz onu. Troeger'in adı, o zaman sadece bir botanik kitabında kalır.

Crocus aerius'un mor çiçekleri, sonbaharda Zigana'nın zirvelerinde açar. Onları görmek için dağa tırmanmak, nefes nefese kalmak, rüzgâra aldırmamak gerekir. Ama bulduğunuzda, yorgunluğunuzu unutursunuz. İşte bu yüzden korumaya değer. Sadece bir çiçek olduğu için değil, bize hissettirdikleri için.

Trabzon'un endemik bitkileri, bu toprakların en eski sahipleri. Onlar gelip geçen imparatorlukları, savaşları, barışları gördü. Onlar hâlâ burada, Zigana'nın sisli yamaçlarında, Uzungöl'ün durgun sularının kıyısında, sessizce açmaya devam ediyor. Onları korumak, sadece bir bitkiyi korumak değildir. Bu toprakların hafızasını korumaktır. Ve belki de, kendimizi korumaktır.

Sonuç

Trabzon'un bu bitkileri, ne birer listedeki isim ne de birer "endemik" etiketinden ibaret. Her biri, binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan, Zigana'nın sisli yamaçlarına sığınmış, Uzungöl'ün kıyısında sessizce açmış birer can. Ve her biri, dünyada başka bir yerde olmayan, sadece bu topraklara ait bir yaşam. Onun bir eşi daha yok. Ne başka bir dağda, ne başka bir vadide. Sadece burada, sadece Zigana'nın zirvesinde, sadece Trabzon'un yaylalarında, belki de sadece birkaç yüz birey olarak.

80 sayısı, 138 sayısı… Sayılar neyi değiştirir ki? Önemli olan, o sayının arkasındaki her bir canlının hâlâ burada olması. Ama her geçen yıl biraz daha sessizleşiyorlar. Bir otel açılıyor, bir yol yapılıyor, bir yangın çıkıyor, bir yaylada otlatma artıyor, bir soğan sökülüyor, bir çiçek koparılıyor. İnsan, farkında olmadan, belki de hiç istemeden, onların yaşam alanını daraltıyor.

Çözüm, aslında o kadar uzağımızda değil. Bilimin çizdiği haritaları dinlemek, köylüyle birlikte yol bulmak, çobanla birlikte yaylayı planlamak, çocuklara bu bitkilerin sadece bu dağlarda olduğunu anlatmak. Bunlar büyük laflar değil, yapılabilir şeyler.

Trabzon'un Zigana Dağları'nın sisini, Uzungöl'ün durgunluğunu, Maçka'nın yeşilini, Altındere Vadisi'nin derinliğini korumak, yalnızca bir bitkiyi korumak değildir; bir kültürü, bir tarihi, bir hafızayı korumaktır. Onları korumak, sadece bir türü değil, kendimizi korumak. Yaşamak istiyorsak, yaşatmaya mecburuz. Başta dünya ve yaşam yoktu; belki de dünya bize emanettir. Bunu daima hatırlayalım.

Saygılarımla,

Abdullah Çetin
→ Hakkımda

Kaynaklar

  1. TUBİVES (2026). Trabzon Endemik Bitkileri. http://194.27.225.161/yasin/tubives/index.php?sayfa=210&name=61&endemik=1
  2. Genç, H., & Çetin, A. (2013). Endemism and Endemic Plants of Turkey. In A. Öztürk & S. Karayılanoğlu (Eds.), Science and Education At the Beginning of the 21. Century in Turkey (pp. 55-79). Sofia: Universitetsko Izdatelstvo Kliment Ohridski. https://abdullah-cetin.com/akademik.html
  3. Bizim Bitkiler (2026). Türkiye Bitkileri Listesi. https://bizimbitkiler.org.tr
  4. Davis, P.H. (ed.) (1965-1985). Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Edinburgh: Edinburgh University Press.
Abdullah Çetin
Abdullah ÇetinUzman Biyolog · Fen Bilimleri Öğretmeni · 20+ yıl deneyim

Botanik, ekoloji ve bütünsel eğitim alanlarında araştırmacı ve danışman. Antalya merkezli çalışmalarıyla doğa, bilim ve eğitimi buluşturuyor.

Hakkımda →

Bu yazıyı paylaş:

📌 Bu çalışmayı referans olarak göstermek için:

Bu yazı Abdullah Çetin tarafından hazırlanmıştır. Referans gösterilerek paylaşılabilir. Ticari amaçla kullanılamaz.

← Doğa & Botanik Kategorisine Dön
📩 E-posta Bülteni:

Blog yazılarından, yeni hizmetlerden haberdar olun.