Abdullah Çetin
Abdullah Çetin

"Evrene, insana, kuruma ve doğaya bütünsel bakış"

sadece yaşamın öğrencisi...

Kökten Gelip İçine Doğan Şeyler

7 Mayıs 2026

👁️ 0 görüntülenme
Kökten Gelip İçine Doğan Şeyler

İçine doğar bazı şeyler. Anlatamazsın, kanıtlayamazsın. Ama bilirsin. Yürüdüğün yol tanıdık gelir. Gördüğün insanı yıllardır tanıyorsundur. Olacak bir şeyi önceden hissedersin, olur. Tesadüf diye bir şeyin olmadığını bildiğin halde "Tesadüf" dersin, ama içten içe bilirsin ki değil.

İşte buna öjenik sezgi denir.

Tarihte her kültür bunun peşine düşmüş. Kimi "içe bakmak" demiş, kimi "doğuştan gelen", kimi "bilmek", kimi "bil-" fiilini hem bilmek hem bilge olmak için kullanmış, kimi "içsel farkındalık" demiş. Herkes aynı şeyi aramış: Dışarıdan öğrenmeden, içeriden gelen bilgiyi. Benim de yıllar önce aklıma düşüp o an yazıverdiğim bir sözüm vardır: "İçeri çıkmak, dışarı girmek."

Bu kavramı dört boyutta düşünebiliriz. Birbirinden ayrı değil, iç içe. Nehir gibi: Kaynağı, yatağı, akışı, denizi aynı anda.

Tohumun içinde ağaç vardır. Palamudun içinde meşe ormanı. Senin geninde de atalarının izi var. Korkular, sevinçler, bildikler. Bunları öğrenmedin, onlarla doğdun. Bir çocuğun yılandan korkması gibi. Kimse ona "Yılan kötüdür" dememiştir ama bilir [1]. Uygun toprak, su, ışık ve zamanı bekler. İşte bu, kökten gelen bilgelik dediğimiz şey.

Kimimiz seslere daha duyarlıyız, kimimiz insanların ruh halini anında hisseder, kimimiz adaletsizliğe dayanamaz. Bu "hassas" olmak değil, dünyayı daha derinden deneyimlemek. Bazı insanlar "Neden hep yabancı hissettim?" diye sorar [2]. Cevap: Farklı değilsin, duyarlılığın daha derin. Dünyayı başka bir katmandan görüyorsun. Sekiz farklı enerji grubu da aslında bu duyarlılığın farklı tezahürleridir [3]. Buna doğuştan gelen duyarlılık diyebiliriz.

Dedenin hiç gitmediği bir toprağa özlem duyarsın. Hiç çalmadığın bir enstrümanı eline alır, çalarsın. Nedensiz korkuların vardır. Bunlar genetik belleğin yansıması. Hücrelerinde, DNA'nda, sinir sisteminde kayıtlıdır. Bilinçli hatırlamazsın ama bedenin hatırlar. Buna genetik bellek diyebiliriz.

Anne, bebeğini tehlikeden korumak için düşünmez. Yapar. Kalabalık içinde bir tehlikeyi ilk sen sezersin. Bir yabancıdan nedensiz uzak durursun. Bunlar içgüdüsel bilinçtir. En hızlısı, en otomatiğidir. Dilimizde "içime doğdu", "öyle hissettim", "bir bildiği vardır" dediğimiz şeylerin ta kendisi. Buna içgüdüsel bilinç diyebiliriz.

Bu dört boyut birbirini besler. Atalarından gelen bir korku, seni çok hassas yapar. Bu hassasiyet sana bir şeyler fısıldar. Ve o fısıltıyı dinleyip anında harekete geçersin. Hepsi aynı anda, iç içe.

Peki tüm bunun hatırlamak ve unutmakla ne ilgisi var? Murat Kaplan'ın Hatırla ve Unut kitabında şöyle bir tespit var: Hayatla yüzleşebilmek için hatırlamaya, yeni deneyimler yaşayabilmek için de yüzleştiklerimizle vedalaşmaya, yani unutmaya ihtiyacımız olduğu söyleniyor. Ve ekliyor: Nehirler sürekli aktıkları için mikrop barındırmazlar durgun sular gibi. Hatırlamak ve unutmak da ruhumuzun nehirleridir. İhtiyacın olanı hatırla, sonra aksın gitsin. Yeni hatırlamalara yer açmak için unut. Unut ki gereğinden fazla yer kaplamasın hayatında, çürütmesin ruhunu, yük olmasın sana [4].

Burada anlatılan şey, öjenik sezginin tam kalbine dokunur. Çünkü öjenik sezgi de aynı nehir gibidir. Durgun sularda değil, akan sularda yaşar. Takılıp kalan anılarda değil, akışına bırakılan deneyimlerde kendini gösterir. Hatırlamak, köklerini bilmektir. Unutmak, yüklerden kurtulup yeniliklere alan açmaktır. İkisi birden olmazsa nehir durur, durgunlaşır, mikrop bağlar, ruh çürür.

Kökten gelen bilgelik, hatırlamayı gerektirir. Genetik bellek, zaten bir hatırlama biçimidir. Ama bu hatırlama, takılıp kalmak değil, bilmek ve geçmektir. Doğuştan gelen duyarlılık, hatırladıklarının acısını derinden hissetmektir. İçgüdüsel bilinç ise, hatırladıktan sonra hiç düşünmeden harekete geçmektir. Dört boyut da, Kaplan'ın dediği gibi, "ihtiyacın olanı hatırla, sonra aksın gitsin" çağrısında buluşur [4].

Öjenik sezgiyi dinlemeyi öğrenmek, kendi köklerine inmeyi, kendi mirasınla barışmayı, kendi içgüdülerine güvenmeyi gerektirir. Ama aynı zamanda, gereğinden fazla yüklenmemeyi, takılıp kalmamayı, akışa bırakmayı da öğretir. Nehir ancak aktığında temizdir. Ruh da öyle.

Kwok Chung Sien'in sözüyle bitirelim [4]:

"Birilerinin anısı olmak için ve içine doğduğumuz rüyamızdan uyanmak için buradayız. Anıların temiz, uyanışların da tez olması dileğiyle."

Kaynakça

Abdullah Çetin
Abdullah Çetin Uzman Biyolog · Fen Bilimleri Öğretmeni · 20+ yıl deneyim

Botanik, ekoloji ve bütünsel eğitim alanlarında araştırmacı ve danışman. Antalya merkezli çalışmalarıyla doğa, bilim ve eğitimi buluşturuyor.

Hakkımda →

Bu yazıyı paylaş:

📌 Bu çalışmayı referans olarak göstermek için:

Bu yazı Abdullah Çetin tarafından hazırlanmıştır. Referans gösterilerek paylaşılabilir. Ticari amaçla kullanılamaz.

← Koçluk & Kişisel Gelişim Kategorisine Dön

📚 İlgili Yazılar

📖 Bilincin Doğası: Boşluk Sandığımız Doluluk, Doluluk Sandığımız Boşluk 📖 Botanik Koçluk: Biyoçeşitliliğin Bilgeliğiyle İçsel Yolculuk
📩 E-posta Bülteni:

Blog yazılarından, yeni hizmetlerden haberdar olun.

🍪 Bu site, deneyiminizi geliştirmek için Google Analytics çerezleri kullanmaktadır. Ayrıntılar için Gizlilik Politikası'nı inceleyebilirsiniz.